New York'dan New Orleans'a II

New York tan New Orleans (Big Easy  ya da NOLA diyorlar)üç buçuk saat sürüyor. Havalimanına metro ve otobüsle oldukça rahat geldik. Delta ile uçuyoruz. NY tan sonra alçalırken bile yemyeşil bir alan, Missisipi ve masmavi gökyüzü insanı sarmalıyor. Şehir içine girerken NY un modern binaları, kalabalığından ve hızla akışından farklı, yeşil çimenlerde çocukların salıncakta sallandığı, sıcağın da etkisiyle renk ve neşenin hissedildiği özgür yollardan geçiyoruz. Fransız Missisipi Şirketi tarafından 1700 lü yıllarda kurulan New Orleans jazz müziğinin doğduğu yer olması nedeniyle önem taşıyor. Louisiana Eyaletinin en büyük, siyah nüfusun en çok olduğu yerlerden..

French Quarter Fransızların 18.yy da yaşadığı bir bölge. Müziğin perde aralarından odaya yayıldığı O bölgede kalacağız. Tramvay ve taksi ile ancak yakın bir yere kadar gelebildik zira LGBTİ nin bir kutlama günüymüş. Bu kadar farklı rengi bir arada görmemiştim. Çiçekli şapkalar, giysiler, bira… Herkes sarhoş, gözü kapalı yürüyor yolda.

Eşyaları bıraktık. Avlusu olan iki katlı Fransız stili bir bina otelimiz.. Oldukça renkli sokaklar, her iki yanda iki katlı binalar, camları ve balkonlarda sardunyalar,patunyalar... Otelde 2.kattayız, ufak bir balkon var girişte.

Bourbon Street’te yürürken her bölgeden insana rastlıyoruz. Kimi köşelerde rehberler eşliğindeki gruplar, yaptıkları şehir turunda, rehberin anlattığı efsaneleri, Voodoo kraliçesinin öyküleri eşliğinde çevreyi gözlüyor. Evlerin, barların kapıları açık… Müzik sesi, konuşmalar geliyor kulaklarımıza. Rock, Blues, gruplar.. St.Louise Katedrali’nin bulunduğu Jackson Meydanı’nnda buluyoruz kendimizi. Tarotcular müşteri ararken, birkaç ressam portrenizi yapmak için bekliyor. Canlı müzik her yerde..Bu bölgeye bayıldım.

Faytonlara binmiş turistler şehri geziyor, atlar süslenmiş. Kulağımıza hoş gelen bir bara giriyoruz. Müzik için para ödemek gerekmiyor. Bir bira alıp dinliyoruz. Beş kişi Swing türü çalıyor. Oradan başka bir bara. Akşam biraz yorgun döndük. New York ile saat farkı var, erken yatıyorum.

Kahvaltıda Londra’dan gelmiş bir çiftle oturduk. Kibar insanlar. Sohbet ve kahve sonrası arka sokakta bir çamaşırcıda çamaşırlar yıkanırken bir saat vaktimizi Armstrong Parkında geçirdik. Oradan French Market ve  Missisipi..  Buharlı Gemi  Steamboat Natchez tam karşımda. Köprüye doğru kaçıncı turu kim bilir. New Orleans'ta hayatı keyifli buldum. Her girdiğimiz mekanda müzik var. Gece en son gittiğimiz BMC de güzel Blues dinledik. Beğendiğim, güzel vakit geçirdiğim bu şehir de de bir yere kadar.. Uzun kalsam doğaya ne zaman, hangi yoldan kaçacağım diye düşünmeye başlarım.

Sokaktan sokağa geçerken, biraz daha uzak bir bölgeye gelmişiz. Dün gecenin çöpleri ve gürültüsü yerini sakinliğe bırakmış. Serinlik için bir dondurma..  City Park için “StreetCar” dedikleri tramvaya binmek gerekiyor. Ulaşımda günlük kart daha ekonomik ve kullanışlı. 3. gün araba kiralayıp Deltaya doğru gitmeyi düşündüysek de önce nehir gezisi yapmak  ve tatlı su timsahlarını görmek çin  Airboat Advanture’a uğradık. 1,5 saatlik bir etkinlik.  Jean Lafitte Parka doğru yol alıyoruz. Ahşap yürüme yolundan geçerken yemyeşil ve sakin ortalık. Balık tutmak isteyen bir kişinin ardından nehre doğru iniyoruz. Karşıda ekili alanlar var. Nehir kenarından dönünce ıslak bir zeminde yetişmiş ağaçları görüyoruz. Su da güzel bir yeşil tonunda.

Park sonrası yol boyunca zeminden yüksek inşa edilmiş, geniş tek katlı evler görüyorum. Bahçelerinde seyahat boyunca sıkça göreceğimiz karavanlar park halinde. Amerikalıların evleriyle birlikte hareket etme tutkuları var sanırım, o kadar çoklar ki.. Missisipiyi görmek istiyorum ama sahil hayal ettiğim gibi değil. Sanayi var.. Bir feribot iskelesi buluyor, araçtan inip nehir kenarına gidiyoruz. Su bulanık. Birkaç fotoğraf..

Şehre dönüp saat 18:00 e arabayı teslime yetişiyoruz. Yorgunum. Otelde biraz dinlenip akşam çıkacağız. Üst üste uykusuzluk, saat farkı,  biraz yoruldum. Meksika barında birer Tako ve bira..

Preservation Hall’da yerel sanatçıları dinlemek mümkün. Kapısında her zaman kuyruk var. Küçük, kapasitesi sınırlı ancak akustiği son derece iyi olan Preservation Hall, St. Peter Caddesi’nde..

BMC de tatlı bir kız Swing türü söylüyor. 2.Dünya savaşı müzikleri.. Dün gittiğimiz ufak bara tekrar uğruyor Rock'la enerji topluyoruz. Biraz dolaşıp tekrar BMC de Blues dinleyerek geceyi tamamlıyoruz.

Savaş Müzesi ve Ölüm Müzesi’ne uğramak istemiyorum.

Sabah eşyaları otelde bırakıp çıktık. Kahvaltı iyi omlet, sosis, kahve, tereyağ. Günlük Tramvay biletimizle Lafayette Cementery’ye (Mezarlık)  gidiyoruz.  New Orleans’ta Mezarlıklar bölgesi, ziyaret için öneriliyor. Yerden yüksek mermerlerden oluşmuş 1800 lü tarihlerden kalma mezarlıklar. Yazı, hac ve bazıları minik heykellerle süslenmiş.

Mezarlıktan Tramvayla Canal Street sonunda Akvaryum ve Missisipi’ye ulaşıyoruz.

Müzikle, çiçeklerle süslenmiş üç sıcak güzel günden sonra veda zamanı Hoşçakal NOLA…

Zeynep Erim

26.Nisan.2019

 

2 Comments to “ New York’dan New Orleans’a II

  1. edip says :Cevapla

    Yine güzel fotoğraflar. Bir müzik videosu gidermiş buraya.

    1. Zeynep says :Cevapla

      Sağol Edip’cim. Bir bakayım nasıl olacak…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

TOP