Karia Yolu'nda/Datça..

Günlük uzun yürüyüşler yapmıştım ancak tüm ihtiyaçlarımı sırtımadaki çantaya atarak, ilk kez, bir kaç günü geçirmeye ilk çıkışım.. Hava sıcak olduğundan sabah ve akşama doğru yol alabileceğiz. Datça’dan Cumalı köyüne araçla geldik. Amacımız kuzeye doğru yürüyerek önce Mersincik’e ardından Körmen’e ulaşmak. Başlangıç araba yolu, taşlık.. Sağı solu makiler, ufak tefek ağaçlarla kaplı. Yer yer tepelikler yemyeşil. Cırcır böceklerinin kulağımda çınlayan sesleri onlar yorulunca hafifliyor. Murdala’ya iki yıl önce gelmiştim. Soldaki patika kenarında işaretlenmiş. Yaklaşık sekiz kilometre zeytinlerin ve bademlerin başladığı koy. Solda Knidos yolu sağda Körmen 19 km. Kırmızı beyaz yol işaretleri soluk değil. Sarı tabelalar da hoş, elinizde Maps me ve Garmin... Yanlış yapamazsın! Koy yaklaşık ikiyüz elli dönüm zeytin ve badem bahçesi. Narenciye, incir de cabası. Kangal kırması sahiplenmiş burayı, bir ağacın gövdesine bağlı. İki aile yaşıyor, bakıyor bekçilik ediyor araziye. Hanımlar fırın başında.. Yanlarından geçip çadırı kuracağımız deniz manzaralı sete gelirken selâmlaşıyoruz. Suya yakınız.

Hava kararmadan serinlemek, yüzmek iyi gelir. Rahatlamanın üzerinden fırından elimize gelen kıymalı pideler yıldızların seyrinden önceki sürpriz oldu. Yarın da burada kalmaya karar verdik. Çadırın üstünü kapatmadan uyuyoruz, gözümü arada açıp yıldızların yolunu takip edebiliyorum.
Bahçeden ufak bir badem hasadı, gece altına domuzların geldiği siyah incir, koya gelen tekneler.. ikinci gün için yola erken çıkmalı zira hava çok sıcak. Başlangıçta çetin bir yolculuğa çıktğımızı anlıyoruz. Su taşımak gerek, yaptığımız plana uygun molalarda yudumluyoruz. 12. km deki kuyu kurumuş olabilir. Rampalar, kayalar, dik inişler, ayaklarımızın altında dönen taşlar.. Sahile iniyoruz tekrar çıkıyoruz. Çoğu yerde sandal ağaçları kabuklarını atmış, patikayı gölgelendiren sarmaşık ve yeşillikler. Arada balıkçı teknesinin motor sesi arada denizden gelen tek tük konuşmalar. Bir şey yemedik galiba belki mısır çiğ ama çok lezzetli.. adımlarım ağırlaştı, yüküm de. Edip önden hızlandı yaklaştıkça, biliyorum kuyuyu merak ediyor... Tulumbanın yanında gülümseyerek bekliyor beni.. Bir kaç maşrapa içtiğimiz suya doyamıyoruz. Yolun sonuna görkemli bir çam ağacının altına konuşlanıyoruz. Defne toplamaya gelmiş üç adam var. Kırık masa ve getirdikleri iki tabure işimize yarıyor. Deniz ve tulumba başında duştan sonra kahve.. İki tas çorba getirdiklerinde defne toplayıcılar benim karnım toktu. Keçi sürüsünün bekçi ve meraklı iki kangal kırması hava kararana kadar yanımızdan ayrılmadı. Yorucu bir günün ardından yattığım yeri sevdim. Beş buçukta uyandığımda yalnız değildim. Cırcırlar ve köpekler uyanmıştı. Arılardan biri koluma öpücük kondurarak veda etti. onikiye Feribot biletimiz var, hedefimizi dokuz feribotuna çektik. Rampa daha az bu bölümde. Patika daha az taşlı. Deniz kenarında yukarıda bir şerit burası, sabah çok sıcak da değil. Son düzlük limana doğru..
onbeş dakika kala biletlerimizi değiştiriyoruz.
.
.
Yol yola çıkana açılıyor, bir adım bir daha derken nerelerden geçiliyor.
Nefesi içine çektiğinde ayırt etmeye çalıştığın kokular, gözünde renkler, kulağında sesler...
.
Zeynep Erim
24 Temmuz 2019

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

TOP