HİNDİSTAN'ın kuzeyi ve KATHMANDU/Nepal

Ne çok fotoğrafını gördüm.. Kalabalık, gittikçe güçlenen, renkleri içimi coşturan ülke.. Bir Kıt’a.. Dünyanın en kalabalık iki ülkesinden biri.. Her eyaletinde beş altı dil konuşulan, birbirlerini anlamak için ortak dil İngilizceyi kullanan güler yüzlü barışçıl insanların ülkesi Hindistan’ın  “Altın Üçgen” olarak anılan kuzey bölgesindeyim.

Uçuşumuz Yeni Delhi’ye ama orada konaklamadan otobüsle Jaipur’a devam edeceğiz. Seyahat tecrübeme dayanarak, Hindistan’la ilgili  yazılan, çizilen, gidenlerin anlattıklarının bir kısmının kulak ardı edilmesi gerektiğini biliyorum. Delhi Jaipur yolunda otobüsten dışarı bakarken gördüklerim hayal ettiklerime benzer.

 

Grupla beraber olduğumdan konaklama ve transfer aksiyonları hazır. Jaipur, Pink City (Pembe Şehir) Racastan Eyaletinin başkenti, neşeli, renkli bir şehir. Hava çok sıcak değil, dolaşmak için pek uygun. Sebze, bakliyat ve baharatlardan oluşan Hint Yemekleri ile akşam tanıştım, sevdim..

 

Mandir Tapınağını ziyaret ettikten sonra Güne Krallık zamanında Mihrace ve ailesinin yaşadığı  Amber ya da Amer Fort/Kales ile başladık. Kaleye çıkmak için filleri tercih edenler de var, benim etik değerlerime aykırı olduğundan jeep tercih ettim.Hindistan’ın turistik her noktasında  göreceğimiz satıcıların bitmeyen ısrarları, pazarlıkların başlangıcı..

 

Bundan kurtulmanın yolunu biliyorum; göz göze gelme, kararlı ol ve asla fiyat sorma.!  Kralların şehri Jaipur’da yol üzerinde Hawa Mahal (Rüzgar Sarayı) i görerek City Palace (Şehir Sarayı) a doğru yola devam ediyoruz.  Dünyadaki en büyük taş güneş saatine ev sahipliği yapan, UNESCO tarafından Dünya Miras Listesinde yer alan Jantar Mantar Gözlemevi’ni de bugünkü programa dahil edince neredeyse akşam oldu.

 

Bir grupla gezmek hem çok hızlı oluyor hem de çok bağımlı. Fatehpur Sikri’den ayrıldıktan sonra yüzlerce kadınlı-erkekli renkli giyinmiş insanların neden yollarda olduklarını bilmiyorum mesela.. Oysa orada onlarla yürümek, anlaşabildiğim ölçüde konuşabilmek isterdim. Grupla gezerken özgür değilsin.. Neyse..  Panch Mahal Sarayı ‘nı ziyaret etmiştik, geniş bir bahçe içerisinde kırmızı-kiremit renkte, el işçiliği hayran bırakıyor. Yamuna nehri kenarında inşa edilmiş Taj Mahal görmek amacıyla geldiğimiz Agra, Uttar Pradeş Eyaletinde bir şehir. Babür İmparatorluğu sırasında başkentlik yapmış. Otelden Taj Mahal’e yürümek istedim o sabah. Grupla Doğu giriş kapısında buluştum. Turist otobüslerinin biri giriyor, diğeri çıkıyor. Ne çok gördük fotoğrafını, Şah Cihan’ın aşkının dinledik . Şimdi karşımda. Dünyanın her yerinden gelen turistler, gezginler, ülkenin değişik şehirlerinden ziyaretçiler.. Öğretmenleri eşliğinde, kocaman bakan gözleriyle “namaste” diyerek yanımızdan geçen çocuklar, bahçede çalışanlar, güvenlik.. Her tür görüntüler fotoğraf karelerine ve doğal belleğe yüklendi.

 

Hindular sabah kutsal kadife (Marigold) çiçeği alarak tapınağa gidiyor, alınlarında üçüncü gözü temsilen kırmızı, sarı, beyaz boya ile nokta yapılmış şekilde çıkıyorlar. Kadınlar saç ayrım çizgileri kırmızı boyanıyor. Hangi renk nedir, ayrıntısını bilmiyorum. Çocukların göz çevreleri siyah boyalı. Bu da nazar ve kötü ruhlardan korumak içinmiş..

 

Hindistan için çok not almışım deftere. Görülecek çok ayrıntı var. Sokakta yürümenin, bir rickshaw (tuk tuk) ile gezmenin bile uzun hikayesi var. Varnasi’de gördüklerim, Ganga (Ganj) da hissettiklerim. İnançlarıyla ayakta duranlar, sakin, barışçıl insanlar.. Günü Ganj kenarında karşılayıp yıkananlar, diğer yanda dumanlarla ruhları özgür bırakılanlar..  Gidin ve görün..

 

Yeni Delhi’ye uçuştan sonra Sikh Tapınağı Bangla Sahib, Lakshminarayan Mabedi, Red Fort (Kızıl Kale)  Cuma Camii…Hindistan Kapısı.. Gandhi..  Hindistan’da gezdiğimiz yerlerin pek çoğu UNESCO Dünya Miras Listesinde yerini koruyor. İki gece kaldığımız Delhi’de gün batarken kırmızı-turuncu renge bürünen Qutub Minar’den pek çıkmak istemedik.

 

“Altın Üçgen” şeklinde tanımlanan Agra-Jaipur-Delhi ve Varanasi’de geçirdiğim on gün sonrası birkaç yıl önce depremle sarsılmış, “Dünyanın Çatısı” Everest’in yakınına Kathmandu’ya uçuyorum.

 

Avash çok anlaşılır İngilizce konuşan yerel rehberimiz. Thamel Meydanı otele yakın. Pamuklu giysiler, takılar, şallar satılıyor. Sokaklar oldukça hareketli. Üç yıl geçmesine rağmen depremin izleri her yerde görünüyor. Bu inşaatlar nasıl biter bilemedim. İskeleler kurulu, çatıda üç beş kişi çalışıyor, bir kısmı da kadın.  Anlamadım. Kadının sırtındaki küfeye tuğla, kiremit koyuyor diğer kadın, biraz da aheste.. Bilemedim, neyse..  Basantapur Durbar Meydanı eski şehrin merkezi. Panch Mukti Hanuman Temple, Taleju Temple,  yaşayan tanrıça Kumari’nin evi, cafelerin ve elbette bir pazarın olduğu bir meydan. Hayvanat bahçesini ziyaret etmeyen ben, Kumari’nin evine gidip, onun camdan bakarak bizi selamlamasını beklediğim için , ufacık bir çocuğun Kumari olması  için gereken ritüelleri, yaşam tarzı ve sonrasını öğrendiğimde oldukça üzülüyorum. (Kumariyi ayrıntılı olarak okuyabilirsiniz)

 

Arkasında 60-70 li yıllarda Avrupa’dan gelen Hippilerin mekan tuttuğu Freak Street.. Bir tur atıp Everest baskılı bir tshirt alıyorum. Zira yarın onbeş kişilik bir uçakla Himalaya ve Everest yakınından uçacağım. Uçuş için sabah 6 da havaalanında havanın uçuşa uygun olmasını dileyerek bekliyorum. Sonunda çağırıyorlar uçağa.. Yeti Airline.. Adı uygun bu duruma. Pamuk tarlası bulutların üzerindeyim, solda Himalaya sıradağlar.. Sivri zirveleri karlı.. Gökyüzü masmavi, berrak. Az sonra pilot sırayla kokpite çağırıyor.. Everest karşımızda. Dünyanın çatısı, daha yükseği yok. Görüyorum onu da. Satın alınmayan, bence bedelsiz bir anı aklımda. Ne mutlu ve heyecanlıyım.!!

 

Uçuş sonrası grupla buluşup Bagmati nehri kenarında, Pashupatinath Tapınağı önünde Kremasyon Seramonisi izliyorum. Fotoğraf çekmiyorum yaklaşınca. Ruhlar özgürlüğe kavuşurken geride kalanlar hep üzgün ve özlem içerisinde. Biz de sessiz ve durgunuz. Kültürel farklar, inançlar her yerde insanların davranışlarını belirliyor. Boudhanaath Stupası’na gelince biraz havamız değişiyor. Dünyanın en önemli Budist Stupası.. Stupa büyük, tepede dört yana bakan gözler mevcut. Birkaç basamakla çıkıp stupanın çevresini dolaşabiliyorsunuz. Stupanın çevresi de dükkan, ve cafelerden oluşuyor. Bir de önemli bir klise mevcut.

 

Katmandu’da geçirdiğim üç günde Patan Square ve Swayambunath Tapınağı (Maymunlu Tapınak) ziyareti sonrası, ekip otele ve alışverişe dönerken ben Avash’la birlikte Katmandu’ya bir saat uzaklıktaki UNESCO Dünya Miras Listesinde yer alan Bhaktapur’a doğru gidiyorum. Burası Dünyanın en çok eser barındıran bölgesi. El işçiliği, ahşap oyma, taş işçiliği, bozulmamış antik yapılar, 55 Windows Temple, beş katlı Nyatapola Temple.. Karşısında tarihi bir tapınakta Nyatapola Cafede yemek yemek, çevreye ve aşağı bakmak oldukça keyifli. Bu şehir, hem arka sokaklarda yaşamı, okul yolunda çocukları, günlük hayatı izlemek, hem de bir kısmı depremden zarar görmüş eserleri görmek adına mutlaka görülmeli diye düşünüyorum.

 

Katmandu’dan İstanbul'a uçmak yerine, sıcağa doğru, Colombo’ya, yüreğimin götürdüğü yere gidiyorum..

 

Zeynep Erim

05.12.2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

TOP