KÜBA/Vināles

Havana'da geçirdiğimiz üç günden sonra şehirden uzaklaşmak istedik. Yürüyüş yapabileceğimiz, biraz sakin yer olarak seçtiğimiz Vināles, Havana'nın batısında. Viazul terminaline gidip Küba'da zor olan ulaşım için şansımızı deniyoruz. Otobüsün kalkışına on beş dakika kala biletlerimizi alabiliyoruz. Lez Terrazas'ta yarım saat mola verip Pinar de Rio üzerinden dört saatte ulaşıyoruz Vināles'e. 

Lez Terrazas turizme açık küçük bir köy. Bazı yolcular burada indi. Erozyonu önlemek için teraslar inşa edilerek ikincil bir orman yaratılması nedeniyle bu ismi almış. Bu bölge flora ve fauna açısından zengin olup göller, nehirler ve şelaleler içeriyormuş. UNESCO tarafından da 1984'de Biyosfer Rezervi olarak ilan edilmiş. Verilen yarım saatlik molada ancak uzaktan gölün ve ormanın fotoğrafını çekebildim.

Yol devam ettikçe, gördüğüm renkler, uzun palmiyeler, çam ve değişik türde sık ağaçlardan oluşan orman Karayiplerde bir adada olduğumu hatırlatıyor.. Keyifleniyorum.

 Vināles'e ulaştığımızda, ellerinde kartlarla 15-20 pansiyon sahibi evlerini kiraya verebilmek için, otobüsün etrafını sarıyor. Önceden rezervasyon yaptırmış olanlar gidiyor. Acelemiz yok. Önce çevrede yer alan lokantalardan birinde karnımızı doyuruyoruz. Biraz dinlenip şehrin farklı sokaklarında dolaşıp, bahçe içinde, veranda altında mutlaka sallanan koltuk bulunan, temiz bir pansiyon seçiyoruz. Dianelys y El Negro...
 Sallanan koltuklarda oturup çevreye bakıyoruz. Sezon dışı bir zaman olduğundan boş pansiyon çok. Burası Kasım-Aralık ayında çok sayıda turisti ağırlıyormuş. Kadınlar günlük işlerinde. Bahçelerde asılı olan çamaşırların temizliği ve ipe asma şekilleri dikkatimi çekiyor. Mandal kullanmıyorlar.. Hızlı el hareketleriyle birbirine sarılmış iki ip arasına çamaşırın ucunu tutturuyorlar. Uzun süredir saçlarında bigudili kadın görmemiştim.. Evinden çıkıp komşuya gidiyor. Çocukluğumda Yeşilköy'ü hatırladım..
Çevrede Parque Nacional Vinālis, yürüyüş yapılacak, aralarında ata binilebilecek pirinç, kahve, tatlı patates ekili tarlalar var. Vinālis vadisi Çok yüksek olmayan tepeler arasında eğimde yeşillikler..Güzel zaman geçeceğe benziyor. Sabah çok da erken olmayan bir saatte ön tarafı kamyon, arkası metalden, dikdörtgen bir kutudan oluşan toplu taşıma aracına biniyoruz. Ayakta bile zor duruyorsun. Sallantı ayrı mesele. Bu kalabalıkta insanlardan koku gelmemesi ve başkasını rahatsız edecek davranışta bulunmamaları hep dikkatimi çekti. Yol ağzında inip yeşillikler, minik tepelere doğru yürüyoruz. Atla gezenler, bisiklet kiralayanlar da var. Yol boyunca alışılagelmiş çiftlik hayvanlarını, çalışan insanları, Dünyanın en büyük duvar resmi ünvanı olan Mural de La Prehistoria'yı görüyoruz. Diego Rivera’nın öğrencisi Leovigoldo Gonzales tarafından 1960 yılında yapılmaya başlanmış bu resim 120 metreye 80 metre boyutlarında. Dört yılda tamamlanmış. Pirinç tarlalarında biraz ıslanıyor ayaklarım, güneşte kuruyor sonra. Tepede bir mola verip kahve içiyoruz. Dönüş yolunda uzun süre bekledikten sonra atlı bir arabanın arkasında köye varıyoruz.
Bu ülkede ulaşım için kulanılan atlı arabadan, kamyondan bozma otobüse, hurda bile sayılamayacak her yanı dökülen arabaya kadar değişik araçlarla, pazarlıkla uygun fiyata, biraz da vaktin ve sabrın varsa istediğin yere ulaşıyorsun. Elbette taksiye, turlar için tahsis edilmiş otobüslere biner turist gibi gezebilir, yaşayan insanları dışarıdan izleyebilirsin. Bu bizim tercihimiz değil..
İnterneti kullanma sorununa biraz bekleyerek burada çözüm buluyor, saatlik kartlardan alıyoruz. İki gün sonra Küba'da turistlerden uzak bir köyde kalmak ve Karayip denizinde yüzmek için Santa Lucia'ya gitmeye karar verdik. Vinālis'ten Pons'a oradan başka bir araçla Santa Lucia..,Bekleme süremiz bir saat kırkbeş dakika.. Aynı yöne giden bir amigo pansiyon bulmamıza yardımcı oluyor. 15 CUC'a verdiği oda oldukça iyi. Köyde sıcağa rağmen tüm sokaklara girip çıkıyoruz, selam verip gülümsüyor insanlar. Merakla soruyor, sohbet etmek istiyorlar. Yuvarlak galeta, kek buluyoruz köşede bir yerde. Sandviçleri de ısıtıp veriyor Musevi bir kadın, çalışkan.  Beş altı kişi oldu çevremizde. Berlin'e gitmiş birisi, Almanca bir cümle söylüyor. "Bizim sizin ülkenizi görme ya da başka bir ülkeye gitme ihtimalimiz bile yok" diyor bir diğeri. Su her yerde olduğu gibi zor bulunuyor. Güzel bir Havana Club'a kolayca ulaşıyoruz. Avokado, muz ağaçlarda. Tatlı bir kız poz veriyor, dedesi bana seslenip torunlarıyla fotoğraflarını çekmemi istiyor. Kuzeyde Cayo Jutias, trukuaz rengin hakim olduğu, ince kumlu Karayip Plajı.. Plajın iki yanı ağaçlık... Günümüzü aheste geçiriyoruz. Plajın ağaçlık bölümünde sivrisinek olduğunu söylemişlerdi. Biraz etrafta dolaşayım derken farkına varmamışım, sırtımda ve kollarımda çok sayıda sivrisinek ziyaretiyle pansiyona dönüyor, İtalyanlarla beraber Kenya'nın bizim için hazırladığı balıklı leziz yemeği yarım saattir süren yağmur ve gökgürültüsü eşliğinde yiyoruz.
Zeynep Erim
10.09.2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

TOP